İzmir Kitap Fuarı 10 günlük süre zarfında birçok etkinliğe sahne olmuştur. Yayınevlerinin yanı sıra; dernekler, vakıflar, sendikalar, kamu kuruluşları ve diğer sivil toplum örgütlerinin kendilerini ifade etmesine şans tanıdı. Yeni fuar alanı ilk defa bu tür bir platforma sahne oldu. Fuar İzmir; merkeze uzak olması, ulaşımın zor olması dezavantajlarına rağmen gerekli ilgiyi görmüştür. Özellikle Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi stantlar %40 indirim yapınca da büyük izdiham yaşanmıştır. Kamu kuruluşu olmaları, kâr amacı gütmemeleri sonucunda zararına da olsa halkın kitap ihtiyacını gidermişlerdir. Bunun dışında büyük yayınevleri, güçlerinin ortayı çıkardığı rekabet gücü ile günü kurtarmışlardır. Bunun dışında kalan; küçük yayınevleri, STK’lar ve bağımsız yazarlar boynu bükük bir şekilde, sen ben ve bizim oğlan modunda hayallerini başka fuarlara ertelemişlerdir. Fuarda özellikle
hafta sonları en büyük ilgiyi imza günü yapan popüler yazarlar görmüştür. Bu yazarların önlerinde yaklaşık 100 metrelik hem de tek sıra değil üçlü sıra halinde ayrıca bir yılan gibi kıvrılarak kalabalıklar birikmiştir. Kuyrukta bekleyenlerin büyük çoğunluğu gençlerden oluşmaktaydı. Büyük bir sabır, tevekkül, inanç, azim ve kararlılıkla herhangi bir sirkülasyon olmasa bile şikayet etmeden, sıkılmadan beklemelerine doğrusu şaşırdım. Buradaki çocukların hiç birisi anne ve babası için bu çileye katlanmayacağı için aslında sosyolojik açıdan irdelenmesi gereken bir travma ortaya çıkmaktadır. Ne uğruna bu duruma sabır gösterdiklerine bakıldığında tamamen algıya ve popüler kültüre teslim olduklarını görüyorsunuz. Her gün evlerine ekrandan konuk ettikleri kişileri; yakından görmek, ondan
bir imza almak, birlikte fotoğraf çektirmek Amerika’yı yeniden keşfetmek gibi bir duyguya sebep olmaktadır.

Bununla motive olacaklar, hava atacaklar ve hayatlarının dönüm noktası gibi bir moda girecekler ve çoğu da aldığı kitabı merak edip okumadan kütüphanelerine koyacaktır. İmza atan kişilerin profiline baktığımız zaman; eski üst düzey kamu görevlileri, eski generaller, eski gazeteciler, eski sanatçılar ve bunların hepsinin ortak özelliği de radikal tahammülsüz olmaları. Değer ve kutsallarımıza her gün yapılan hakaret ve aşağılamalar gençlerin gündeminde olmadığı için varsa yoksa ünlü birisi ile birlikte görünmek onlar için her şeyden daha önemli olmaktadır. Bu yazarların kitaplarına baktığınızda ise, gençlere model olacak bir içerik olmadığı gibi sadra şifa bir vizyonda
bulamazsınız.

Diğer tarafta ise; henüz lise talebesi gençlerin çıkardığı ilk kitapları, ömrünü uzmanlık alanında yaptığı araştırmalara adaması sonucunda yazılmış kitaplar, çok iyi şiir ve roman yazmış olmasına rağmen sırf popüler olmadığı için sistemin dişlileri arasında kaybolmaya mahkum insanlar. Okuyucu bu konularda algılara yenik düşmeden yeni yazarlara da bu şansı tanısa edebiyat dünyamız da bu kısır döngüden kurtulmuş olacaktır.

Sonuç olarak; sevgili gençler sizi hiç bir yere taşımayacak popüler ve kerameti kendinden menkul kişilerin imza kuyruklarında heba olmayın. Sırasız, beklemesiz, kibir ve egodan uzak yazarlarla tanışarak bunun yanında sohbet ederek saygınlık kazanın. Bütün bunları gerçekleştirmek, yayın dünyasındaki çarpıklıkları gidermek adına kurduğumuz Yazarlar ve Şairler Dayanışma Derneği (yazsader.org) tam size göre, bize katılarak hem bize hem de kendinize değer katmış olursunuz, daha ne olsun?

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir